Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Direksiz Yükselmiş Gökyüzü

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Direksiz Yükselmiş Gökyüzü

    “Allah, şu gördüğünüz gökleri direksiz yükseltendir...” Rad 2
    Tarihte Babilliler başta olmak üzere gökyüzünün, Dünya’nın ucundaki dağlara yaslandığını savunan toplumlar olmuştur. Peygamberimizin yaşadığı dönemde insanlar, yeryüzünün küre şeklinde olduğunu ve yeryüzünde her iki yöne gidilince, yine aynı noktaya gelinebileceğini kesin olarak bilmiyorlardı. Bu yüzden gökyüzünün nasıl durduğu iddiaları peygamberimizin içinde bulunduğu dönem için belirsiz, bilinemez ve ispatlanması mümkün olmayan türden iddialardı.

    Kendi döneminde bilinmeyen ve şüpheli bir konuyu bugün bilindiği şekli ile doğru açıklamış olan tek kaynak Kuran’dır. Dahası, Kuran’da dikkat çekilen bu gerçek, odönemde fark edilemediği için bu ayetin peygamberimize sağlayacağı bir avantaj yoktur. Hatta bu ayet, o dönemde ispatlanamaz olduğu için muhtemelen ayette geçen “direksiz yükseltilmiş gökyüzü” ifadesi yüzünden Kuran’a itirazlar yöneltilmiştir. Kuran’ı peygamberimizin yazdığı iddiasını ileri sürenlerin, peygamberimizin dönemindeki kanaatlere karşı Kuran’da niye böyle bir ifade geçtiğini açıklamaları mümkün değildir.

    Kuran’daki anlatımların değerini daha iyi kavramamız için peygamberimizin dönemini hayal dünyamızda canlandırıp, o dönemin insanlarının kafa yapısını anlamaya çalışmamızın gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Kuran sadece indiği döneme ait değil kıyamete kadar geçerli bir kitaptır. Kuran, uçakların, arabaların olmadığı, Dünya’nın şeklinin bilinmediği, haritasının olmadığı ve çoğunluğun okuma yazma bilmediği bir ortamda indirilmiştir. Kuran’ı, peygamberimizin, ya da peygamberimizdönemindeki insanların yazdığını söyleyenlerin iddialarına karşı bu tabloyu hatırlamakta fayda vardır. Kuran’da dikkat çekilen dev iddiaların mucizeviliği, ortaya konuldukları dönemin gerçekleri göz önünde bulundurulduğu takdirde çok daha iyi anlaşılacaktır.

    Gökyüzü Nasıl Duruyor?

    Güneş Sistemi içindeki gezegenlerde yapılan araştırmalar, hiçbir gezegenin yaşamı olanaklı kılacak bir atmosfere sahip olmadığını göstermiştir. Dünyamızın çevresindeki atmosferin varlığı ve daha da önemlisi bu atmosferin yaşam için her türlü imkânı oluşturacak ve yaşamın devamını sağlayacak şekilde yaratılması; Allah’ın yaşamı var etmek için içinde bulunduğumuz Dünya’yı seçtiğini göstermektedir.

    Gezegenin yüzeyinde ve yakınlarında ortaya çıkan gaz molekülleri süratli bir şekilde hareket ederler. Eğer gezegenin çekim gücü bu sürate üstün gelirse, gezegen gaz moleküllerini çeker ve gezegenin yüzeyi gaz moleküllerini emer. Eğer gaz molekülleri süratle hareket ederlerse ve gezegenin çekim alanından kurtulurlarsa, Uzay’daki seyahatlerine devam ederler. Atmosfer ve buna bağlı oluşan dengeler, Dünya’nın oluşumundan sonraki bir aşamada meydana gelmiştir. Bu da Kuran’ın “Göğü yükseltti ve dengeyi koydu” (Rahman 7) ayetinde belirtilen, göğün sonradan oluşması ve dengenin kurulması ile ilgili ifadelerle mucizevi bir şekilde uyumludur. Gaz moleküllerinin Dünya’nın çevresinde olduğu gibi bir atmosfer şeklinde oluşması çok düşük olasılıktaki bir dengenin sağlanmasıyla mümkündür. Bu denge, yerkürenin çekimiyle gaz moleküllerinin hızının tam bir dengede durması halidir. Allah gökyüzünü direksiz yükseltirken bu şekilde hassas bir denge sağlamıştır. Ancak bu dengenin sağlanması kadar sürekli devam etmesi de gerekmektedir. Allah, yeryüzünü ve atmosferi yaratırken bunun devamı için gerekli tüm dengeleri de kurarak bu dengelerin devamını sağlamıştır. Bu dengenin sürekliliğinin önemi bilimin ilerlemesiyle anlaşılmıştır. Bu gerçeğe Kuran’da şu şekilde dikkat çekilmiştir: “Allah gökleri ve yeri yok olmasınlar diye tutuyor...” (Fatır 41)

    Bu denge için çok fazla değerin ayarlanması gereklidir. Örneğin yerkürenin Güneş’e göre konumunun ayarı önemlidir; çünkü bu ayar sayesinde yeryüzünün ısı dengesi sağlanacaktır. Aynı zamanda bu ayar, gaz moleküllerinin hareketini etkilemektedir. Yeryüzünün dönüş hızı da yine ısının homojenliği açısından önemlidir. Bu dönüş hızlanırsa atmosfer dağılır, yavaşlarsa homojenlik bozulur, çünkü arka yüzdeki atmosfer toprak tarafından emilir. Atmosferin varlığının devamı için ekvator ve kutup bölgeleri arasındaki ısı farkı da, bu ısı farkından ortaya çıkacak hava akımlarının korkunç sonuçlarını önleyen Himalayalar, Toroslar ve Alplerdeki sıradağlar da çok önemlidir. Sıradağlar yerküremizin yüzeyinde rüzgârları bloke ederek ve soğuk havayı yüksek kesimlerde toplayarak dengenin korunmasına katkıda bulunurlar.

    Ayrıca atmosferimizin bileşimindeki gazlar da atmosferin devamı için önemlidir. Örneğin atmosferde yüzde olarak çok az miktarda bulunan karbondioksit, toprağı gece yorgan gibi örterek ısı kaybının olmasını önler. Atmosfer için yüzey ısısının kararlı kalması ve gece ısı kaybının önlenmesi önemlidir. Görüldüğü gibi sıradağların varlığından karbondioksitin yaratılmasına, Dünya’nın büyüklüğünden Güneş’e olan konumuna, yüzey ısısının dengelenmesinden atmosferdeki gazların hızlarına ve özelliklerine kadar her şey çok ince bir şekilde, birbiriyle bağlantılı olarak ayarlanmış ve bu sayede göğün direksiz yükselmesi mümkün olmuştur. Tüm bu dengeler ve benzeri birçok hassas oluşum sayesinde atmosfer, Dünya’nın çekimiyle Dünya’ya yapışmadan, kendi hızına rağmen Uzay’a dağılmadan, üzerimizde durmakta ve yaşamın devamını sağlayacak şekilde görevini yerine getirmektedir.

    Kaynak: Emre Dorman, Allah’ın Parmak İzi, Destek Yayınları, 2016, Sayfa 76-80
Lütfen bekleyin...
X