Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kuran ve Çevre Bilinci

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Kuran ve Çevre Bilinci

    “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıktı. Yaptıklarının bir kısmını kendilerine tattırmaktadır ki vazgeçsinler.” Rum 41
    İnsanoğlu yüzyıllardır çevresine ve doğaya verdiği zararların bedelini ödemektedir. Kişisel hırslarla, daha çok kazanmak arzusuyla, tembellikle, sorumsuzlukla doğaya zarar verenler, kendilerinin doğanın bir parçası olduklarını ve verdikleri zararın kendilerine döneceği gerçeğini göz ardı etmişlerdir. Yüzlerce yıldır çevreye verdiği zarardan çok çeken insanoğlunda (en azından önemli bir kısmında) bir çevre bilincinin oluşması çok yeni sayılır. 1970’li yıllardan sonra dünyada çevremizle ilgili hissedilir derecede bir duyarlılık oluşmuş ve bu olgu çevrebilim (ekoloji) adıyla bilimsel platformda yoğun bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır.

    Çevre bilincinin hiç olmadığı bir yüzyılda ve bir yerde, Kuran’ın; insanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde bozgun çıkacağını, bunun sonuçlarının yine insanoğluna zarar vereceğini söylemesi ve bu konunun önemine dikkatleri çekmesi çok önemlidir. Günümüzde doğa üzerinde hoyratça tasarruflar yapamayacağımızı, eğer buna kalkışırsak bedelini ağır şekilde ödeyeceğimizi iyice tecrübe etmiş bulunuyoruz. Ayrıca her bir insanın çevresine verdiği zararların, sebep olduğu kirliliklerin tüm yeryüzüne zarar verdiğini de öğrendik. Bu yüzden hiç kimse bu konuda “Ben dilediğim gibi davranırım. Her koyun kendi bacağından asılır” diyemez. Doğa hepimize Allah’ın bir armağanı ve aynı zamanda emaneti olduğuna göre, ona zarar verenlere engel olmak ve bu konuda insanları uyarmak, hepimizin ortak görevidir.

    Çevreye Verilen Zararlar

    Çevre kirliliğinin doruğa ulaşmasında 19. yüzyıldaki Sanayi Devrimi’nin büyük etkisi olduğu doğrudur. Fakat çevre kirliliği ilk olarak bu tarihte başlamamıştır. Çevre kirliliği, çok eski çağlardan beri vardır. Çevre biliminin ve ciddi bir ekolojik bilincin oluşması ise yenidir. Örneğin ormanların bilerek yakılması çağlar boyunca insanoğlunun çevreye verdiği zararın bir örneğidir. Orman yangını, insanların sık sık yakalandığı sinüzit ve antrakoz (akciğerlerde siyahlaşma) gibi hastalıkların başlıca nedenidir. Ancak bunu yapan insanların çoğu, bu hastalıkların sebebinin, doğaya kendi elleriyle verdikleri zararlar olduğunun farkında değiller.

    19. yüzyıl sanayileşmesinde ise ortaya çıkan tablo korkunçtur. Tüm sanayi bölgelerinde metalürji ve demir-çelik kuruluşları karaları, suları, havayı kirlettiler. Charles Dickens’ın romanları, Friedrich Engels’in yazıları, Londra’nın kirlenmişliğinin kitaplardaki en bilinen delilleridir. 1930’da hava kirliliğinden Belçika’nın Mosa Vadisi’nde 63 kişi öldü. 1952 yılında ise Londra’da yaşanan felaket çok daha büyüktü. İnsanların doğayı tahribinin bir sonucu olarak 4000’i aşkın kişi nefes alma zorluğundan öldü.

    Günümüzde de durum pek parlak değil. Belki böyle toplu ölümlere rastlanmıyor ama Dünya Sağlık Örgütü’nün açıklamalarına göre bir milyarı aşkın insan hava kirliliğinin doğrudan tehdidi altındadır. Yıllarca toplanan çöplerin denizlere dökülmesi sonucunda bu pislikten insanların ve diğer canlıların ne kadar zarar gördüğünü tespit etmek ise mümkün değil. Üstelik günümüzde de denizlere çöp dökülmeye devam edilmekte. Gerek denizaltı canlılarını öldüren, gerekse vücutlarında zararlı maddeler birikmesine yol açan deniz kirliliği, sonuçta yine insanoğluna zarar vermektedir. Günümüzde, tüm bu kirliliklerin kanser gibi birçok hastalıkta önemli etkisi olduğu kabul edilmektedir. Yolda seyir halindeyken araçlardan yollara atılan çöpler, piknik sonrası ormanlık alanlarda ya da nehir ve deniz kenarlarında bırakılan atıklar, çevreye ve canlılara tahmin edilemeyecek kadar fazla zarar vermektedirler.

    Görüldüğü gibi insanlık tarihinde insanoğlunun en büyük düşmanlarından biri çevre kirliliğidir. Kuran’ın, çevre bilincinin oluşmadığı bir dönemde bu konuya dikkat çekmesi çok önemlidir. Kuran, insanların elleriyle yazılan kitaplar gibi, kendi toplum bilincinin, sosyolojik yapısının ve aktüel sorunlarının etkisiyle yazılmamıştır. O, bütün zamanların ve bütün insanların Rabb’i olan Allah’tandır. Bu yüzden Kuran kendi döneminde var olmayan bilgileri, geçmişin olduğu kadar, geleceğin de sorunlarını aktarır.

    Yeryüzünün Dengesini Bozmayın

    Ayetler bizlere Allah’ın Dünya’yı bir ölçü ve denge içinde var ettiğini, o dengede azgınlık etmememizi ve yeryüzünü tüm canlılar için yarattığını ifade etmektedir. Dolayısıyla çevre konusunda sadece insanlar değil tüm canlılara karşı sorumluluklarımız olduğunu bilmemiz gerekir.

    “Ve gök. Yükseltti onu. Ve koydu şaşmaz ölçüyü, mizanı. Azgınlık etmeyin ölçü ve tartıda, saptırmayın mizanı. Ölçüyü titizlikle, adaletle koruyun ve hüsrana araç yapmayın mizanı. Yeryüzünü tüm yaratıklar için yarattı.” Rahman 7-10
    Aynen Rum Suresi 41. ayetteki ifadeye uygun olarak insanlar bu hatayı kendi elleriyle yapmakta, kendi elleriyle yaptıkları bu hatanın ortaya çıkardığı sorunları da kendileri çekmektedirler. Ayet, insanların başına gelenlerin, önceki davranışlarını düzeltmeleri için bir uyarı olduğunu da aktarmaktadır. Kendi ellerimizle yaptıklarımızı –tüm insanlık olarak– ne kadar düzeltirsek başımıza gelmesi olası felaketlerden o derece sakınmış olacağız. Ülkemizde “Çöpüne Sahip Çık Vakfı” (www.cscvakfi.org) ismi ile yeni kurulan bir vakıf var. Bu konuda duyarlılık oluşturmak için vakıfların kurulması son derece sevindirici.

    İçinde yaşanılan çevrenin temizliği, güzelliği ve kalitesi, o çevrede yaşayan insanların en başta insanlığının sonra da duyarlılığının bir göstergesidir. Yaşadığımız dünyayı ve içindeki canlılarıyla çevremizi Allah’ın bizlere vermiş olduğu bir emanet olarak bilmeli, sokakta yaşayan insanların ve hayvanların her türlü bakım ve ihtiyaçları için seferber olmalı, bu duyarlılığı gösteren ve çevre bilincinin oluşması için çalışan tüm kişi ve kuruluşları dini bir görevi yerine getirme bilinci ile desteklemeliyiz. Allah’ın yaratmış olduğu güzelliklere sahip çıkmak, Allah’a duyulan saygı ve minnetin bir göstergesi
    olacaktır.

    Kaynak: Emre Dorman, Allah’ın Parmak İzi, Destek Yayınları, 2016, Sayfa 117-121
Lütfen bekleyin...
X