Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Hikmetle, nasihatle davet et

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Hikmetle, nasihatle davet et

    Tanrı'nın yoluna insanları hikmetle, güzel güzel nasihatle da'vet et; bir de onlarla mübâhase ederken en iyi tarîk hangisi ise onu tut; senin Tanrı'n yok mu, işte o, yolundan sapanı da bilir, hidâyeti kabûl edenleri de bilir.

    Nahl, 125
    Âyet-i kerîme (اَتٰٓى اَمْرُ اللّٰهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُۜ سُبْحَانَهُ وَتَعَالٰى عَمَّا يُشْرِكُونَ / Allah'ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir. -Nahl, 1) tarzındaki tehdîd-i mehîb ile başlayan Sûre-i Nahl'in son sayfasındadır.

    Şüphe yoktur ki aleyhissalâtu vesselâm Efendimiz'e teveccüh eden bu hitâb-ı Sübhânî o Peygamber-i güzînin ümmetine de teveccüh eder. Âyetteki "sebîl"den maksad bütün hakāyıkı, bütün fezâili câmi' olan Müslümanlık'tır.

    Gāyet fıtrî bir din olan; daha doğrusu fıtratın kendisinden başka bir şey olmayan İslâm'ı kabûl etmeyenler, ya o dîn-i ilâhînin rûhundaki sırr-ı mübîni, sırrındaki rûh-ı güzîni göremiyorlar; yahud gördükleri hâlde nefsânî bir yığın esbâbın te'siri altında kalarak görmek istemiyorlar.

    İmdi, İslâm'ın esasını, yahud fürûundan bir kısmını kabûl etmeyenlere karşı bu emr-i ilâhîye tevfîk-i hareket olunmaz da –ber-mu'tad– şiddetli davranılırsa, bu şiddetle pek ma'kûs, pek menhûs te'sîrler husûle getirilmiş olur. Evet, dini anlayamadıkları için fikirlerine mülâyim bulamayanlar, böyle bir harekete karşı İslâm'ın büsbütün düşmanı kesilirler. Hakāyık-i dîniyyeden inâdları sâikasıyla yüz çevirenler ise, o haşîn muâmelâtı görür görmez, dine de, erbâb-ı dînede i'lân-ı harbe kalkışırlar.

    Zaten hiddetler, şiddetler, tazyîkler, cebrler hep aczin meşîmesinden düşen bir sürü eksik mahlûklardır ki, beşeriyet muztar kalmadıkça bunları âgūş-ı kabûlüne alamaz; alsa damümkün değil sevemez. İnsanlar rıfk ister, mülâyemet ister; iknâiyâtta getirilecek delâilin hem hakîm, hem halîm bir ağızdan çıkmasını bekler.

    Resûl-i Muhterem sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimiz hazretleri mu'cizelerin en bâhirini, şiddetlerin en kāhirini göstermek iktidârında iken bakınız, insanları Allah yoluna getirmek için hangi tarîkı ihtiyâr etmekle me'mûr.

    Kemâl'in (Namık Kemal) dediği gibi, "Fikre galebe yine fikrin şânındandır." Mülhid yahud muânid fikirleri devirecek kudreti kendilerinde görmeyenler; sebîl-i hakkı bulabilmek için bir hayli mücâhede geçirmiş olmayanlar, mevki'-i irşâda, çıkıp da ibâdullâhı idlâle kalkışmamalıdır. Vâizlik, nâsihlik, mürşidlik gāyet müşkil vazîfelerdir.

    Sözlerini dinletebilip de efkârı arkalarından getiremeyenler, cemâati kābil-i hitâb olmamakla töhmetleyerek işin içinden sıyrılıveriyorlar; asıl kābiliyetsizliğin, aczin kendilerinde olduğunu hiç hatırlarına getirmiyorlar!

    Ömründe medrese, mektep görmemiş; üç beş uydurma hadîs ile sekiz on şenî' masaldan başka sermâye-i ma'rifet edinememiş ümmî vâizler kürsîlere tasarruf edeliden beri, bu millet-i merhûme, dini umacı hey'etinde, sâhib-i şerîati de –hâşâ– yeniçeri ağası fıtratında tahayyül etmeye başladı! İslâm'ın o pâk, o nezîh, o ilâhî sîmâsı bir çoğumuzun hayâlinden silindi gitti!

    Hiç, esasa imanı olmayanları cehennemle korkutmak; yahud o pek acîb bir kılığa soktukları cennetle avutmak mümkün olur mu?

    Ne garîbdir ki: Derse çıkacak hoca efendiden icâzetnâmeden başka sıkı bir imtihân geçirmiş olmasını isteriz de vaaz kürsüsüne tırmanacak mürşid-i kâmilden hiç de ehliyetnâme sormayız! Halbuki iş aksine olmak lâzım gelirdi. Öyle ya okutacağı dersi hakkıyla bilmeyen müderris, esasen tedrîse kalkışamaz. Zira karşısındaki talebe temyîz iktidarında olduğu için hocasının aczine yarım sâat bile dayanamaz. Vâizlerin mevkii ise böyle müşkil değil; çünkü cemâatin bir kısmı din nâmına söylenen her sözü dinlemek i'tiyâdındadır!

    Üdebâ-yı ulemâdan Ziya Paşa merhum, "Bizde gāyet mühim iki vazîfe vardır ki bil-iltizâm en ehliyetsiz ellere tevdî'olunur: Biri nâhiye müdürlüğü, diğeri çocuk lalalığı" diyor ki, biz buna bir de "vâizliği" ilâve etmek için hiç düşünmeye hâcet görmüyoruz.

    Vâizlik, mürşidlik edecek adamın yalnız sebîl-i hakkı tanıması kâfî değildir; o caddeye çıkan yolların nerelerden sapmak ihtimâli olduğunu iyice bilmelidir. Bir de yanlış yol tutanlara "Dalâlettesin!" demekle iş bitmez. Oraya nasıl düşmüş; sâha-i reşâda nasıl çıkacak, buralarını tamamıyla ta'yin etmeli, sonra bîçârelerin eline yapışmalıdır. Hele "tekfîr", tehdîd makamında ele alınacak silahlardan değildir. Zîrâ bunun îkā' edeceği mevt-i ma'nevîyi duyacak hisler pek azaldı. Onun için "Sus! Kâfir oldun..." nidâsı top gibi patlasa, yine kuru sıkı telâkkī olunacak!


    Sebîlürreşâd
    15 Ağustos 1912
    2 Ağustos 1328
    2 Ramazan 1330
Daha önce girdiğiniz bazı veriler otomatik olarak kaydedildi. Düzenle or Yoksay.
Taslak Kaydedildi
Smile :) Big Grin :D Frown :( Mad :mad: Stick Out Tongue :p Embarrassment :o Confused :confused: Wink ;) Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
x
Ekle: Ön İzleme Dar Orta Geniş Tam Boyut Kaldır  
x
Lütfen bekleyin...
X