Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Kıyamet ne zaman kopacak?

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Kıyamet ne zaman kopacak?

    Senden kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. Bunu düşünmekten sana ne? Onu bilmek ancak Tanrı'nındır. Sen, yalnız, ondan korkana tehlikeleri anlatmakla me'mûrsun. Onlar kıyameti gördükleri zaman, dünyâda bir sabah, yahud bir akşam kalmışlar, sanacaklar. (Nâzi’ât, 42-46)
    En-Nâziât Sûre-i celîlesinin sonundaki şu âyetler kendilerinden evvel gelen âyetler gibi Mekkîdir. Sebeb-i nüzûlü de şudur: Kureyş inâdcıları ikide birde "Haşir ne zaman vukūa gelecek? Kıyamet ne vakit kopacak?" diye aleyhissalâtü vesselâm Efendimiz'i sıkıyorlardı. Bu suâl Cenâb-ı Peygamber için bir ukde-i hâtır oluyordu; halletmek arzusu bir türlü içinden çıkmıyordu. Karşısındakini doğru yola sevk etmek, hakīkati kabûle iknâ' eylemek iştiyâkında olanlar için pek tabiî olan şu arzu Nebiyy-i Muhterem sallâllâhu aleyhi vesellem Efendimiz'e göre de öyle idi.

    İşte Cenâb-ı Hak Resûlünü böyle tahakkuku mümkün olmayacak temennîlerden nehy ediyor. Evet, bu nehiy (ف۪يمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ / Fîme ente min żikrâhâ / Bunu düşünmekten sana ne?) Âyet-i celîlesinde görüldüğü vechile istifhâm-ı inkârî sûretinde îrad buyurulmuştur.

    ف۪يمَ اَنْتَ مِنْ ذِكْرٰيهَاۜ
    اِلٰى رَبِّكَ مُنْتَهٰيهَاۜ
    اِنَّمَٓا اَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشٰيهَاۜ
    Bunu düşünmekten sana ne?
    Onu bilmek ancak Tanrı'nındır.
    Sen, yalnız, ondan korkana tehlikeleri anlatmakla me'mûrsun.
    Yani: Sana hiç tealluku bulunmayan, anlaşılmasına sence bir ihtiyâc olmayan bu mes'eleyi neden kendine ukde edip duruyorsun? Bu ebedî bir sırdır ki halli ilm-i ilâhîye dayanır. Senin vazîfen kıyâmeti düşünüp korkanları o müdhiş günün şedâidinden haberdâr ederek uyandırmak; yaşadıkları müddetçe salâh içinde, mekârim-i ahlâk içinde yaşatmak sûretiyle o yevm-i hesâba hazırlamaktır. İkide birde bu suâli soran erbâb-ı inâda gelince, onları kendi hâline bırak. Zîrâ onlar bu fânî cihânın arkasından ikinci bir cihân-ı bâkī geleceğini, ölümle dinen velvele-i hayâtın yeniden uyanacağını, bir türlü kafalarına sığdıramıyorlar. Onun için, sen de sırf seni sıkmak maksadıyle ileri sürdükleri bu suâli kendine derd etme, bununla uğraşma.

    كَاَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُٓوا
    Ke-ennehum yevme yeravnehâ lem yelbeśû
    Kıyâmet gününü gördükleri vakit zihinlerindeki suver-i zamaniyye büsbütün silinecek de yaratıldıkları demden ba's olundukları zamana kadar geçen müddeti tam bir gün kadar bile tasavvur edemeyecekler. Bu zan ise ya evvelce onların böyle bir âtîye hazırlanmış olmamalarından, yahud gözleri önündeki dehşetin karşısında medhûş kalmalarından ileri gelecek.

    Birinci âyetteki "sâat" insanların yeniden dirildikleri, zamandır ki o da yevm-i kıyâmettir. Zaten "Kıyamet vakti hakkındaki bilgi ancak Allah'ın katındadır (Lokman sûresi, 34. ayet)." gibi diğer birçok âyetler de hep aynı ma'nâya gelmiştir.


    (اَيَّانَ مُرْسٰيهَاۜ / Eyyâne mursâhâ) Sâatin yani kıyâmetin irsâsı ne zamandır demek oluyor. İrsâ: İkāmet, istikrâr, husûl, vukū' ma'nâlarınadır.

    (ضُحٰيهَا / Duhâhâ)daki zamirin (عَشِيَّةً / aşiyyeten)'e rücûu şu iki kesr-i zamaneynin yani sabah ile akşamın aynı güne âid olduğunu göstermek içindir. Demek ki zanlarına göre bir günü bile tamamıyle geçirmemişler de, o günün ancak sabahı yahud akşamı kadar bulunmuşlar.


    Sebîlürreşâd
    11 Nisan 1912
    29 Mart 1328
    23 Rebîülâhir 1330
Lütfen bekleyin...
X