Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Göklerin, yerlerin dili

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Göklerin, yerlerin dili

    Hem göklerde hem yeryüzünde ne kadar ibretler vardır ki, yanı başından, başlarını öte tarafa çevirirler de öyle geçerler!

    Yusuf, 105, Mehmet Akif Ersoy Tecümesi
    Âyet-i kerîme Sûre-i Yusuf’un son sahifesindedir. Biz müslümanlar Cenâb-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, ezeliyetini, ebediyetini, yakīnî bir îmân ile tanımak için; yerleri, gökleri, enfüsü, âfâkı dolduran âyât-ı ilâhiyyeyi nazar-ı ibretle temâşâ etmeliyiz. Onların her birinde tecellî eden azameti başkalarının gözüyle değil, kendi gözümüzle görmeliyiz.

    "De ki: «Göklerde ve yerde neler var, bakın.»" Yunus, 101, Diyanet Vakfı Meali
    "Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye bakmadılar mı?" Araf, 185, Diyanet Vakfı Meali
    "İnkâr edenler, göklerle yer bitişik bir halde iken bizim, onları birbirinden kopardığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görüp düşünmediler mi?" Enbiya, 30, Diyanet Vakfı Meali
    "(Bu hususta) ölü toprak onlar için mühim bir delildir. Biz ona hayat verdik..." Yasin, 33, Diyanet Vakfı Meali
    "O'nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması..." Rum, 22, Diyanet Vakfı Meali
    "Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar?" Fatır, 43, Diyanet Vakfı Meali
    "De ki: Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu, görün!" Neml, 69, Diyanet Vakfı Meali
    "Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar." Hicr, 13, Diyanet Vakfı Meali

    gibi, nazarımızda âlem-i hilkati, şüûn-i insâniyyeti nâmütenâhî bir ibret silsilesi gösterecek âyât-ı kerîme o kadar çoktur ki: Birer birer îrâda kalkışacak olsak, Kitâbullah’ın hemen hemen yarıya yakın mikdarını nakletmemiz lâzım gelir.

    Bir zamandan beri, biz müslümanlar, Cenâb-ı Hakk’ın âfâk-ı azametinde olanca mehâbetiyle, olanca vuzûhuyla parlayan âyât-ı bülendini pek lâkayd, pek sersem bir nazarla görmeye alıştığımız gibi; Kitâbullah’ın yukarıda bir kısmını işaret ettiğimiz o müdhiş, o ibret-engîz hârikalarını da aynı basîretsizlikle, aynı tedebbürsüzlükle geçivermek i’tiyâd-ı mühlikine, pek korkunç bir sûrette musâb olduk!

    Âlem-i İslâm, asırlardan beridir, göklerin, yerlerin dilinden bir şey anlamaz oldu! Halbuki her zerrenin kalbinde bir manzûme-i şemsiyye mündemic olduğunu gören; maâdinin bile bir devre-i tekâmül geçirdiğini cemâdâtın lisânından duyan urefâsı, ulemâsı vardı. Dest-i kudretin kitâb-ı kâinâta yazdığı sayfaları artık okuyamadıktan başka; gece gündüz okuduğumuz, Kitâb-ı Münzel de neredeyse hiç bize söylemeyecek bir hâle gelecek!

    Garbın büyüklerinden biri: “Müslümanlık iki asır içinde âlem-i insâniyyete sayısız hey’et-şinâs yetiştirmiş iken, kilisenin hâkim olduğu on iki asır zarfında biz bir hey’et-şinâs bile çıkaramadık!” diyor.

    Nasıl oldu da o şanlı, o irfanlı mâzî bize veda edip gitti? Ya biz bu inhitâtın önüne düşüp sonuna kadar gidecek miyiz? Çoğumuzun sermâye-i hâfızası olan şu âyât-ı kerîmeden olsun ibret alarak gözlerimizi açmayacak mıyız?

    Kendimize acımıyorsak, bâri, da’vâ-yı intisâb ile lekelemekte olduğumuz şu ma’sûm şerîate acıyalım. Çünkü bizim bu gafletimizi, bu atâletimizi, kitâb-ı kâinâta karşı bu kadar cehâletimizi gören yabancılar, nâhak yere o zavallıyı mahkûm ediyorlar. “müslümanları uyuşturan şuûn-ı hilkate alabildiğine lâkayd bırakan sâik, dinlerinden başka birşey değildir” diyorlar. Heyhât ki din ne söylüyor, biz ne anlıyoruz!


    Sebîlürreşâd
    12 Eylül 1912
    30 Ağustos 1328
    30 Ramazan 1330
Daha önce girdiğiniz bazı veriler otomatik olarak kaydedildi. Düzenle or Yoksay.
Taslak Kaydedildi
Smile :) Big Grin :D Frown :( Mad :mad: Stick Out Tongue :p Embarrassment :o Confused :confused: Wink ;) Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
x
Ekle: Ön İzleme Dar Orta Geniş Tam Boyut Kaldır  
x
Lütfen bekleyin...
X