Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Başkalarının hesabını sizden sormazlar; siz kendinize bakınız

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Başkalarının hesabını sizden sormazlar; siz kendinize bakınız

    Başkalarının hesabını sizden sormazlar; siz kendinize bakınız.

    Maide, 105
    Meâlinde olan şu hitâb-ı ilâhî doğrudan doğruya biz müslümanlara aid iken, yazıklar olsun ki, hiç birimiz o emri yerine getirmiyor; en kıymetli zamanlarımız, o, nefsimizi murâkabe altında bulundurmakla geçecek saatlerimiz, günlerimiz hatta ömürlerimiz, hep başkalarının hatasını araştırmakla başkalarının fenalığını sayıp dökmekle heder olup gidiyor!

    Gerek cemâat-i müslimînin, gerek o cemâatten bir ferdin hayrı için teklîf edilen işlere karşı: “Neme lâzım! Ne üstüme vazife!” cevâb-ı miskinânesini atalar sözü gibi aynen tekrar ediyoruz; cennetlik vücûdumuzu azıcık yormak şöyle dursun, ağzımızı bile açmıyoruz da mes’ele Zeyd’in, Amr’ın harekâtını muâhezeye gelince, olanca faâliyetimizi, olanca talâkatimizi sarf etmekten asla geri durmuyoruz!

    Yeryüzünün dörtte üç bölüğünü kaplayan müslümanların yine dörtte üç bölüğü hiç bir eser-i hayat göstermiyor. Bu bîçârelerin âleme, şüûn-i âleme afal afal bakan gözleri “Ne gelenden haberim var, ne gidenden haberim!” meâlini en açık bir beyân ile anlatıp duruyor. Geride kalan ekalliyetin fırıl fırıl dönen nazarları ise, başkalarının nekāisiyle uğraşmaktan baş alıp da bir kerecik olsun kendi muhîtine, kendi şahsına in’itâf edemiyor! Hülâsa, ekseriyet tefritin, ekalliyet ifrâtın kurbanı olup gidiyor.

    Müslümanlık dîn-i fıtrî, dîn-i ilâhî, hem en son dîn-i ilâhî olmak i’tibâriyle bir dîn-i i’tidâl iken, nasıl oluyor da bizler hiç mu’tedil bir hatt-ı hareket ta’kīb edemiyoruz? Bunun cevabı pek kolaydır: Çünkü Müslüman nâmı altındaki cemâatin kısm-ı a’zamı, İslâm’ın şekl-i sahîhinden alabildiğine gāfil. Dünyada, ukbâda bizi insanların en mes’ûdu sırasına geçirmeyi kâfil olan böyle bir dini, cehlimize kurban ettik; hâlâ da ediyoruz. Yazıklar olsun.

    Şerîati hâl-i hâzırına getirince, artık hiç birimizde intibâhdan eser kalmadı; ahlâk-ı fâzılanın ismini bile unutmak derekelerine düştük. Evet, haydi mâzîden ibret almıyoruz; çünkü gözümüzle görmedik. Haydi zamanımızda, fakat başka iklimlerde yaşayan dindaşlarımızın felâketinden mütenebbih olmuyoruz; çünkü zavallıların kaynayıp gittiği adem girdâbları bizim denizlerimizden uzakta bulunuyor. Lâkin şu bizim kendi gözümüzün önünde geçen, kendi başımızın üstünde dönen fecîalardan olsun ibret almak yok mu? (O sırada halen devam etmekte olan Balkan Harbi mağlubiyeti, faciaları kastediliyor.)

    Osmanlı müslümanları pek iyi bilmelidirler ki: Dört taraftan muhât olduğumuz felâkette, her ferdin evet bilâ istisnâ her ferdin bir hisse-i mes’uliyeti vardır. Eğer herkes gerek kendi nefsine, gerek Halik’ına, gerek dindaşlarına, vatandaşlarına karşı îfâ ile mükellef bulunduğu vazifeleri ihmâl etmiş olmasa idi, bu musîbetler, bu belâlar kābil değil başımıza gelmeyecek idi.

    Başkalarını muâheze edivermekle kimse vicdanı huzurunda mes’ûl olmaktan, mahkûm olmaktan kurtulamaz. Biz dört sene evveline gelinceye kadar geçen zamanı susup oturmakla; şu dört seneyi de oturup muttasıl söylemekle heder ettik. Efrâdının bütün a’zâsı atâlete mahkûm kalarak, yalnız çenesi işleyen bir millet elbette yaşayamaz.

    Biz sâir milletlerden o kadar geri kalmış idik ki, aradaki mesafeyi tayy edebilmek için her ferd uhdesindeki vazîfeden başka bir de fedâkârlık hissiyle mütehassis olacak idi. Heyhât, bizler o vazîfeyi bile külliyen ihmâl ettik. Büyük, küçük bütün efrâdın vazîfesi muâhezeye, intikāda inhisâr etti.

    Memleketin en hamiyetli, en dirâyetli, en doğru düşünen, en doğru söyleyen mahdûd bir kaç evlâdına münhasır kalmak şartıyle, muâheze, intikād, selâmet-i milletin yegâne çaresi olabilirse de, bu hak taammüm ettiği gibi, o devâ salgın bir hastalık kadar büyük rahneler açar. Nitekim açtı. Şimdi hayât-ı milleti kökünden sarsan emrâz-ı ictimâiyye içinde en dehşetlisi musâb olduğumuz intikād hastalığıdır. Eslâf “Söz ayağa düşmesin!” derler, hem bu sukūttan pek korkarlarmış. Ancak onlar bir çok mütefekkir kafaları da ayak sırasında görürlermiş. O şiddet pek fazla idi; lâkin hiffetin bu kadarı da aynı âkıbeti husûle getirir. Nitekim getirdi. Şimdi yapılacak şey bundan böyle olsun ağzımızı değil, gözümüzü açarak, kusurlarımızı yakından görerek onları ikmâle; Allah’a, ibâdullaha karşı mükellef olduğumuz vazîfelerimizi hakkıyle îfâya çalışmaktır. Ye’sin manâsı yoktur.

    Sebîlürreşâd
    28 Kasım 1912
    15 Teşrînisânî 1328
    19 Zilhicce 1330
Daha önce girdiğiniz bazı veriler otomatik olarak kaydedildi. Düzenle or Yoksay.
Taslak Kaydedildi
Smile :) Big Grin :D Frown :( Mad :mad: Stick Out Tongue :p Embarrassment :o Confused :confused: Wink ;) Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
x
Ekle: Ön İzleme Dar Orta Geniş Tam Boyut Kaldır  
x
Lütfen bekleyin...
X