Duyuru

Daralt
Henüz duyuru yok.

Birbirinizle uğraşmayınız

Daralt
X
  • Süzgeç
  • Zaman
  • Göster
Tümünü Temizle
yeni yazılar

  • Birbirinizle uğraşmayınız

    Hem Allah'a, hem onun Peygamber'ine mutî' olunuz; birbirinizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır, kuvvetten de düşersiniz; bir de sabrediniz, zîrâ şüphe yoktur ki Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfal, 46)
    Müslümanlar hüsrân-ı mübînden kurtulmak isterlerse; yani dünyâda sefîl, âhirette rezîl olmayalım derlerse; kendileri için, Sûre-i Enfâl'e mensûb olan şu âyet-i celîleyi düstûr-ı hareket ittihâz eylemekten başka çare yoktur.

    Şimdiye kadar gelip geçen akvâm-i İslâmiyyenin târî-hi üzerinde kısacık bir nazar gezdirecek olursak, Furkān-ıHakîm'in nâtık olduğu şu hakīkati te'yîd edecek nâ-mü-tenâhî sayfalar, hem pek acı, pek kanlı sayfalar görürüz!

    Evet, hiç bir cemâat-i İslâmiyye yoktur ki, Allah'a itâat etsin; Peygamber'in gösterdiği yola gitsin; efrâdı arasında ittihâd olsun da, o yine şevketten, azametten mahrûm kalsın. Sonra, hiç bir cemâat-i İslâmiyye yoktur ki, evâmir-i ilâhiyyeyi dinlemesin; Resûl-i Muhterem'in teblîgātına kulak vermesin; âhâdı birbirine düşsün de o yine izmihlâl uçurumlarına yuvarlanmasın.

    Müslümanların kaynayıp gittiği uçurumlar hep tefrika yüzünden açılmış; o tefrikayı ise bütün azgınlıklar, o evâmir-i ilâhiyyeye mübâlâtsızlıklar meydana getirmiştir.

    Şerîat-i Garrâ-yı Ahmediyye'nin ahkâmı insanları yalnız âhirete hazırlamaz; onlara dünyâda insanca yaşamanın nasıl olacağını, hem nasıl kābil olabileceğini gösterir. Vaz' ey-lediği kānûnlar ise kavânîn-i fıtratın aynıdır: Bu âlem-i hilkat durdukça bir noktasının bile değişmesine imkân yoktur.

    "Tenâzu'" birbiriyle uğraşmak; tefrikalar, ihtilâflar içinde çalkanmak ma'nâsınadır. Efrâdı birbiriyle boğuşan millet, hârice karşı mevcûdiyetini muhâfaza edebilecek maddî kuvvetler tedârikine, ne vakit, ne imkân bulamayacağı gibi âlemde hiç bir şeyle telâfîsi kābil olamayan kuvve-i ma'ne-viyyeden de mahrûm olur ki bu en müdhiş bir hüsrândır. İşte (وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ ر۪يحُكُمْ) nehy-i ilâhîsi en sarîh, en kat'î bir tarzda gösteriyor ki: İttihâddan ayrılan, birbirleriyle uğraşan milletler evvela şecâat, metânet, i'timâd-ı nefs gibi seciyelerden cüdâ düşüyor; sonra da satvetine, şevketine, istiklâline ebediyyen vedâ ediyor.

    Âyet-i kerîmedeki "rîh", kuvvet, devlet, azamet ma'nâlarınadır. Ekâbir-i müfessirîn, kelimeyi hep o sûretle tefsîr buyurmuşlardır.

    Yaşamak isteyen millet için ittihâdın lüzûmu bedîhiyât-ı evveliyyedendir. Öyle efrâdı birbirine kaynamış, hey'et-i mecmûası bir bünyân-ı mersûs vücûda getirmiş olan cemâatler, düşmanın topuyla tüfengiyle kolay kolay devrilmezler. "Kal'a içinden fetholunur" sözü ne büyük bir hakīkattir!

    Müslümanlar için bu hakīkatten gāfil olacak zaman değildir. Hâriçteki düşmanı bırakıp da dâhilde birbirleriyle uğraşmasınlar. Mevcûdiyetlerine birer birer hâtime çekilen hükûmât-i İslâmiyyenin hâlinden olsun ibret alsınlar ki inkırazlarına sebep, hep aralarındaki tefrika idi, başka bir şey değildi.

    Âyet-i celîledeki "sabr" her türlü şedâide göğüs germek; hiçbir düşman, hiçbir tehlike karşısında metâneti elden bırakmamak ma'nâlarınadır; yoksa miskin miskin oturmak, mezellete, mahkûmiyete katlanıp durmak demek değildir. Tevekkül gibi sabır da bazıları tarafından yanlış telakkī edilmekte olduğu için şu ihtâra lüzûm gördük:

    ...رَبَّنَٓا اَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا...
    "Ey Rabbimiz! Yüreğimizi sabırla doldur; bize direnme gücü ver. (Bakara, 250)"


    Sebîlürreşâd
    30 Mayıs 1912
    17 Mayıs 1328
    13 Cemâziyelâhir 1330
Daha önce girdiğiniz bazı veriler otomatik olarak kaydedildi. Düzenle or Yoksay.
Taslak Kaydedildi
Smile :) Big Grin :D Frown :( Mad :mad: Stick Out Tongue :p Embarrassment :o Confused :confused: Wink ;) Roll Eyes (Sarcastic) :rolleyes: Cool :cool: EEK! :eek:
x
Ekle: Ön İzleme Dar Orta Geniş Tam Boyut Kaldır  
x
Lütfen bekleyin...
X